Handan Uzun
Köşe Yazarı
Handan Uzun
 

Bir Başka Heyecan Baharın Gelişi…

ggg Hafta içi çalışan biri olarak  bir hafta sonu daha geldi. . Hep kendime bu hafta miskinlik yapıp dinleneceğim demişimdir. ya sonra…? Yoğun bir haftanın  iş temposunun yorgunluğunu evde sandalye üstünde balkonda elimde bir fincan kahve ile vucudumu dinlendirip stres atmak yerine; hep Pazar gününü sabahın saat; 5:00 da kalkıp heyecanlı bir telaş içerisinde bir yandan ocakta kaynayan suyun taştı,taşacak telaşı diğer yandan giyinme koşuşturması arasında,  yanıma aldığım dağcı cantamı hazırlama telaşında buluyorum.. Yine doğaya kendimi bir an önce atma hazırlığını bir şeyleri unutmama stresi icerisinde yeni yer ,görsel güzellikler göreceğimin heyecanı ile bizi alacak aracın durağında beklerken buluyorum  kendimi.. Rotamız Yeniköy – keramet arası 17 km lik bir parkur Yeni köy bursa iline bağlı Orhangazi ilçesinden İstanbul istikametinde 7 km uzaklıkta 1907 yıllarında nufus sayımında ilçe merkezi konumunda olan Pazarköy’de   432 hane bulunduğu kayıtlı iken, o zamanki adıyla Cedid (Yeniköy) 1.146 hane ermeni nufusu bulunmaktaymış. 1915 yılı Birinci Dünya Savaşı içinde, Ermeni nüfusun büyük bölümü başka yerlere göç etmiş olsalar da, Mondros ateşkesinden sonra gidenlerin bir bölümü geriye dönüş yapması ve Bunlar, 1921’de İtilaf Devletleri tarafından uygulamaya konulan plan gereği, yörede Ermeni çoğunluğu sağlamak amacıyla komşu Müslüman/Türk köylerine karşı girişilen saldırılara çeteler halinde katılmaları; yağmalara karışmaları sonucu toplu cinayetler işlemişlerdir. Ne kadar üzücü ve vahim bir hadisedir geçmişte yaşananlar.. Doğada olmak kadar gezdiğim yerlerin, hem resmi tarih hemde yöre halkının dilinden bilgilenmek ayrı bir kültürel haz alıyor insan..çok gezen mi.. çok okuyan mı bilir..? ikilemini çözmek için bir birini tamamlayan kavramlar olduğu için yaşamak lazım deyip işin içinden çikmak istiyorum.. Ve sonunda yolculuk için aracımız geldi,,,, her zamanki gibi tanıdık doğa sever dostlarımızı görüp günün ilk ışıkları ile birlikte günaydınlaşmak ne harika.. ilk huzuru alıp yol arkadaşım ile yolculuğumuza devam eder iken bölge hakkında konuşmamıza devam ediyoruz.. Kurtuluş Savaşı sonrasında Yeniköy’ü terketmek zorunda kalan Ermeni nüfusun yerine, Yunanistan’ın Selanik, Drama, Ostof ve Vodina yörelerinden “mübadele” anlaşması gereğince Türkiye’ye gelen göçmenler yerleştirilmiş. Ayrıca çevre köylerden daha önceki dönemde yerleştirilmiş Balkan göçmenlerinden bir bölümü de, zamanla buraya yerleşmişleşmişler bu konuşmaları yaptığımız süre zarfında Orhangazi ilçesini geride bırakıp yeni köyün köyün üst kısmına parkur başlangıcına vardık bile.. Heyecan ile indik aracımızdan aşağıya,, hımm mis gibi oksijen, temiz bir hava ve rüzgarın esintisinin getirdiği ağaçların aroma karşımı kokusunu  içimize çekmenin mutluluğu .. rehberimizden yürüyüş rotası hakkında bilgilendirmemizi alıyoruz… Yeni köyden başlayan parkurumuz 17 km civarında yürüyüş ile birlikte bulunduğumuz yüksekliğin 350 metre olduğu, maksimum 750 metre yükseklikler arasında iniş çıkışlar yapacağımız akşam 17;30 gibi yürüyüşümüzün keramet köyünde biteceğinin genel bilgilendirmesini yapar iken kulağımız anlatıklarını dinliyor diğer taraftan yürüyüş esnasında baharın ilk zamanalrında yeşilliklerin pantolon pacalarını ıslatmaması için tozluklarımızı ayaklarımıza geçiriyoruz. Çantamıza polar montlarımızı yürüyüş esnasında terletmemesi için çantamıza yerleştirip sırtımıza yüklendik, yürüyüş esnasında yükümüzü hafifletmede yardımcı olacak batonlarımızın mesafelerini ayarlayıp son hazırlıklarımızı tamamlamakla birlikte  tek sıra halinde grup içerisinde yerimizi aldık. Bir müddet köy yollarını bir birine bağlayan traktör yolunda gittikten sonra ağaçların önünden yükselen patika bir yola girmemiz ile nefesimizin sıklaştığı ve tempo tutmamız gerektiğini anlıyor birbirimiz arasında yaptığımız sohbetlerin sesinin kesildiğini ve grup içindeki ortama sessizliğin hakim olduğunu fark ediyorum. İlk tepeliği aşıp aşağıya doğru iniş ile düzlenen iki dağ arasında yeşillkler içinde başlayan yürüyüş ile kısa muhabbetlerimize başlıyoruz..evde bir sandalye üstünde gün geçirmekten iyi olduğunun farkına varıp yüzümde kısa bir tebessüm oluşuyor.. İki dağın arasında oluşan kurumuş dere yatağında bir süre devam ettikten sonra tekrar yükselmeye başlıyoruz. Sağımızda solumuzda bulunan yüksek tepelerin oluşturduğu şekilleri bir şeylere benzetmenin keyfi ile yükseldiğimiz tepenin üstünden aşacağımız diğer tepeleri görmek yürüyüşü bitirebilecek miyiz endişesi sarıyor istemeden insana… Yürüyüşümüzün 5 km sinde ilk molamızı veriyor iki dağ arasında küçük bir platoda yeşilliklerin arasında sabah termoslarımıza hazırladığımız sıcak sudan fincanlarımıza boşalttığımız kaynar su ile hazırladığımız kahvelerimizi yudumlayıp önümüzdeki manzaranın tadını çıkarıyoruz.dağların eteklerine kurulu küçük yerleşim yerlerinin nereleri olduğunu tahmin edip tatlı bir münakaşa içerisinde laflıyoruz.. Kısa süreliğine verdiğimiz mola sonrası terimizi fazla soğutmadan yürüyüşümüze tekrardan başlıyor.tepenin yamacında yaylalara giden traktör yolunda ilerlemeye devam ediyoruz.bazen ağaçlık alanlarda kah patika yollarda kah yolun olmadığı ağaçlık aralarından iki tepeyi aşıp 3 tepenin yüksektisinde uzun süreli molamızı vermek için duruyoruz. Tek ağacın bulunduğu bu tepeden karşımızda İznik gölünün muhteşem görsel manzarasında resim çekinme telaşı içerisinde bir koşuşturmaca içinde buluyoruz. Sonunda fotoğraf çekme seremonisini   tamamladık manzaraya karşı getirdiğimiz sandviç  ve abur cuburları çıkarıp yanımıza konaklamış yürüyüş arkadaşlarımız ile paylaşıp muhabbet ve sohbet ile bildiğimiz bilgileri birbirimiz ile paylaşıyoruz. Bulunduğumuz tepenin samanlı dağının uzantısı olduğu ve  Samanlı Dağları’nda, bir ateş eviymiş.. merakla rehberimizin verdiği bilgileri dinliyoruz.. Burada yakılan ateş, İstanbul Bizans Sarayı'ndan görülürdü... ‘’Bursa,Orhangazi'nin Yeniköy beldesinin hemen üzerinde bulunan Duman Tepe'dir. Mikillos olarak da anılan bu yerden, birçok yazarca söz edilir. Dağların üzerinden, İstanbul'daki saraya aktarılan ateşle haberleşme hattının son durağıdır. Akdeniz’den İstanbul'a kadar uzayan ateş haberleşmesinin son durağı olan Makilos ateş evi, bu dağın üzerinde idi. İstanbul'daki Saray'dan bu dağda yanan işaret ateşi görünüp okunurdu. Byzantion'lu Etien’e göre, bu dağ, Rhesus'un eşi Argontonius'un adı verilmiş. İnsan bu bilgiler karşısında tarihin o an ki yaşantısı içine akıp gidiveriyor.. yolculuğumuza başlamadan önce çantamız dan boşaltığımız tüm erzaktan geriye kalanları acele ile çantamıza tıkıştırıyoruz. Hazırız…bundan sonraki yürüyüşümüzün daha kolay olduğunu çıkacağımız en yüksek noktada olduğumuzu ve yürüyüşümüzün inişli olarak devam edeceği rehberimizin uyarısı ile öğrenmiş oluyoruz.bulunduğumuz tepeden aşağıya grubumuzun yürüyüşü bir süre sonra yorgunluk ile beraber dağınık bir hal alıyor..arada girdiğimiz patika yollar grubu tek sıra hizalı bir yürüyüş durumu alsa da aşağıda varış noktamız olan keramet köyü göründükten sonra yorgunluk ile beraber vücudumuz ve ayaklarımızı salmış vaziyette devam ediyoruz… ha gayret hadi bitiyor telkinleri ile son tepeden aşağıya inişimiz ile birlikte köy kahvesinde soluğu alıyoruz. İlk masa yanındaki sandalyeye oturup çay talebimiz sonrası yorgunluk ile yudumladığımız çayın tadına doyum olmuyor. Arkası geliyor  ikinci üçüncü çay sonrası dinlenmiş bir vücut ve sanki biraz önce yürüyen sen değilsin. Hiç yorulmamış hissinde olsak ta bir ağırlık var üzerimiz de. Vardığımız keramet köyünün yola yakın alt kısmında doğal yer altından kaynayan ılık bir su çıkışından oluşan gölet bulunuyor muş orada kalan molamızı devam ettirmek için hareket ediyoruz. dar girintili çıkıntılı zemin taşları üzerinde köyün yollarında 1 km yürüyüş sonrası ılıca suyuna varıyoruz. Giriş ücretli 6tl veriyor içeri giriyoruz. Keramet Ilıcası, yılın her günü, her ayı veya her mevsiminde gidilebilecek tam bir doğa harikası diyebiliriz. Kaplıcanın suyu her daim 34 derece olması her mevsim gidilebilme imkanı veriyormuş. Ayrıca suyun derinliğinin 1,5 ve 2 metre arasında. kaplıca dendiğinde zaten aklımıza ilk gelen şey deri ve zührevi hastalıklara iyi gelmesi. Burası da aynı özelliğe sahip. Keramet kaplıcası için özellikle romatizmaya iyi geldiği düşünülmekte. Keramet kaplıcası hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çekmekte. Doğal bir havuz durumunda olan Keramet Kaplıcası, insanlar için o kadar rahatlatıcı ki sadece dinlenmek için bile buraya gidebilirsiniz. Yürüyüş sonrası duş alma etkisi yapıyor insana müthiş rahatlatıyor. Bu büyük bir ödül oldu bizim için gün sonu için mükemmel bir hediye oldu. Bekleyen minibüsümüze binip dönüşe geçiyoruz. Dönüş yolunda gördüğümüz güzellikler üzerine konuşmalar ve günün tatlı yorgunluğu..
Ekleme Tarihi: 17 Aralık 2020 - Perşembe

Bir Başka Heyecan Baharın Gelişi…

Hafta içi çalışan biri olarak  bir hafta sonu daha geldi. . Hep kendime bu hafta miskinlik yapıp dinleneceğim demişimdir. ya sonra…? Yoğun bir haftanın  iş temposunun yorgunluğunu evde sandalye üstünde balkonda elimde bir fincan kahve ile vucudumu dinlendirip stres atmak yerine; hep Pazar gününü sabahın saat; 5:00 da kalkıp heyecanlı bir telaş içerisinde bir yandan ocakta kaynayan suyun taştı,taşacak telaşı diğer yandan giyinme koşuşturması arasında,  yanıma aldığım dağcı cantamı hazırlama telaşında buluyorum..

Yine doğaya kendimi bir an önce atma hazırlığını bir şeyleri unutmama stresi icerisinde yeni yer ,görsel güzellikler göreceğimin heyecanı ile bizi alacak aracın durağında beklerken buluyorum  kendimi..

Rotamız Yeniköy – keramet arası 17 km lik bir parkur

Yeni köy bursa iline bağlı Orhangazi ilçesinden İstanbul istikametinde 7 km uzaklıkta 1907 yıllarında nufus sayımında ilçe merkezi konumunda olan Pazarköy’de   432 hane bulunduğu kayıtlı iken, o zamanki adıyla Cedid (Yeniköy) 1.146 hane ermeni nufusu bulunmaktaymış. 1915 yılı Birinci Dünya Savaşı içinde, Ermeni nüfusun büyük bölümü başka yerlere göç etmiş olsalar da, Mondros ateşkesinden sonra gidenlerin bir bölümü geriye dönüş yapması ve Bunlar, 1921’de İtilaf Devletleri tarafından uygulamaya konulan plan gereği, yörede Ermeni çoğunluğu sağlamak amacıyla komşu Müslüman/Türk köylerine karşı girişilen saldırılara çeteler halinde katılmaları; yağmalara karışmaları sonucu toplu cinayetler işlemişlerdir. Ne kadar üzücü ve vahim bir hadisedir geçmişte yaşananlar..

Doğada olmak kadar gezdiğim yerlerin, hem resmi tarih hemde yöre halkının dilinden bilgilenmek ayrı bir kültürel haz alıyor insan..çok gezen mi.. çok okuyan mı bilir..? ikilemini çözmek için bir birini tamamlayan kavramlar olduğu için yaşamak lazım deyip işin içinden çikmak istiyorum..

Ve sonunda yolculuk için aracımız geldi,,,, her zamanki gibi tanıdık doğa sever dostlarımızı görüp günün ilk ışıkları ile birlikte günaydınlaşmak ne harika.. ilk huzuru alıp yol arkadaşım ile yolculuğumuza devam eder iken bölge hakkında konuşmamıza devam ediyoruz..

Kurtuluş Savaşı sonrasında Yeniköy’ü terketmek zorunda kalan Ermeni nüfusun yerine, Yunanistan’ın Selanik, Drama, Ostof ve Vodina yörelerinden “mübadele” anlaşması gereğince Türkiye’ye gelen göçmenler yerleştirilmiş. Ayrıca çevre köylerden daha önceki dönemde yerleştirilmiş Balkan göçmenlerinden bir bölümü de, zamanla buraya yerleşmişleşmişler bu konuşmaları yaptığımız süre zarfında Orhangazi ilçesini geride bırakıp yeni köyün köyün üst kısmına parkur başlangıcına vardık bile..

Heyecan ile indik aracımızdan aşağıya,, hımm mis gibi oksijen, temiz bir hava ve rüzgarın esintisinin getirdiği ağaçların aroma karşımı kokusunu  içimize çekmenin mutluluğu .. rehberimizden yürüyüş rotası hakkında bilgilendirmemizi alıyoruz…

Yeni köyden başlayan parkurumuz 17 km civarında yürüyüş ile birlikte bulunduğumuz yüksekliğin 350 metre olduğu, maksimum 750 metre yükseklikler arasında iniş çıkışlar yapacağımız akşam 17;30 gibi yürüyüşümüzün keramet köyünde biteceğinin genel bilgilendirmesini yapar iken kulağımız anlatıklarını dinliyor diğer taraftan yürüyüş esnasında baharın ilk zamanalrında yeşilliklerin pantolon pacalarını ıslatmaması için tozluklarımızı ayaklarımıza geçiriyoruz. Çantamıza polar montlarımızı yürüyüş esnasında terletmemesi için çantamıza yerleştirip sırtımıza yüklendik, yürüyüş esnasında yükümüzü hafifletmede yardımcı olacak batonlarımızın mesafelerini ayarlayıp son hazırlıklarımızı tamamlamakla birlikte  tek sıra halinde grup içerisinde yerimizi aldık.

Bir müddet köy yollarını bir birine bağlayan traktör yolunda gittikten sonra ağaçların önünden yükselen patika bir yola girmemiz ile nefesimizin sıklaştığı ve tempo tutmamız gerektiğini anlıyor birbirimiz arasında yaptığımız sohbetlerin sesinin kesildiğini ve grup içindeki ortama sessizliğin hakim olduğunu fark ediyorum.

İlk tepeliği aşıp aşağıya doğru iniş ile düzlenen iki dağ arasında yeşillkler içinde başlayan yürüyüş ile kısa muhabbetlerimize başlıyoruz..evde bir sandalye üstünde gün geçirmekten iyi olduğunun farkına varıp yüzümde kısa bir tebessüm oluşuyor..

İki dağın arasında oluşan kurumuş dere yatağında bir süre devam ettikten sonra tekrar yükselmeye başlıyoruz. Sağımızda solumuzda bulunan yüksek tepelerin oluşturduğu şekilleri bir şeylere benzetmenin keyfi ile yükseldiğimiz tepenin üstünden aşacağımız diğer tepeleri görmek yürüyüşü bitirebilecek miyiz endişesi sarıyor istemeden insana…

Yürüyüşümüzün 5 km sinde ilk molamızı veriyor iki dağ arasında küçük bir platoda yeşilliklerin arasında sabah termoslarımıza hazırladığımız sıcak sudan fincanlarımıza boşalttığımız kaynar su ile hazırladığımız kahvelerimizi yudumlayıp önümüzdeki manzaranın tadını çıkarıyoruz.dağların eteklerine kurulu küçük yerleşim yerlerinin nereleri olduğunu tahmin edip tatlı bir münakaşa içerisinde laflıyoruz..

Kısa süreliğine verdiğimiz mola sonrası terimizi fazla soğutmadan yürüyüşümüze tekrardan başlıyor.tepenin yamacında yaylalara giden traktör yolunda ilerlemeye devam ediyoruz.bazen ağaçlık alanlarda kah patika yollarda kah yolun olmadığı ağaçlık aralarından iki tepeyi aşıp 3 tepenin yüksektisinde uzun süreli molamızı vermek için duruyoruz. Tek ağacın bulunduğu bu tepeden karşımızda İznik gölünün muhteşem görsel manzarasında resim çekinme telaşı içerisinde bir koşuşturmaca içinde buluyoruz. Sonunda fotoğraf çekme seremonisini   tamamladık manzaraya karşı getirdiğimiz sandviç  ve abur cuburları çıkarıp yanımıza konaklamış yürüyüş arkadaşlarımız ile paylaşıp muhabbet ve sohbet ile bildiğimiz bilgileri birbirimiz ile paylaşıyoruz.

Bulunduğumuz tepenin samanlı dağının uzantısı olduğu ve  Samanlı Dağları’nda, bir ateş eviymiş.. merakla rehberimizin verdiği bilgileri dinliyoruz..

Burada yakılan ateş, İstanbul Bizans Sarayı'ndan görülürdü...

‘’Bursa,Orhangazi'nin Yeniköy beldesinin hemen üzerinde bulunan Duman Tepe'dir. Mikillos olarak da anılan bu yerden, birçok yazarca söz edilir. Dağların üzerinden, İstanbul'daki saraya aktarılan ateşle haberleşme hattının son durağıdır.

Akdeniz’den İstanbul'a kadar uzayan ateş haberleşmesinin son durağı olan Makilos ateş evi, bu dağın üzerinde idi. İstanbul'daki Saray'dan bu dağda yanan işaret ateşi görünüp okunurdu. Byzantion'lu Etien’e göre, bu dağ, Rhesus'un eşi Argontonius'un adı verilmiş.

İnsan bu bilgiler karşısında tarihin o an ki yaşantısı içine akıp gidiveriyor.. yolculuğumuza başlamadan önce çantamız dan boşaltığımız tüm erzaktan geriye kalanları acele ile çantamıza tıkıştırıyoruz. Hazırız…bundan sonraki yürüyüşümüzün daha kolay olduğunu çıkacağımız en yüksek noktada olduğumuzu ve yürüyüşümüzün inişli olarak devam edeceği rehberimizin uyarısı ile öğrenmiş oluyoruz.bulunduğumuz tepeden aşağıya grubumuzun yürüyüşü bir süre sonra yorgunluk ile beraber dağınık bir hal alıyor..arada girdiğimiz patika yollar grubu tek sıra hizalı bir yürüyüş durumu alsa da aşağıda varış noktamız olan keramet köyü göründükten sonra yorgunluk ile beraber vücudumuz ve ayaklarımızı salmış vaziyette devam ediyoruz… ha gayret hadi bitiyor telkinleri ile son tepeden aşağıya inişimiz ile birlikte köy kahvesinde soluğu alıyoruz. İlk masa yanındaki sandalyeye oturup çay talebimiz sonrası yorgunluk ile yudumladığımız çayın tadına doyum olmuyor. Arkası geliyor  ikinci üçüncü çay sonrası dinlenmiş bir vücut ve sanki biraz önce yürüyen sen değilsin. Hiç yorulmamış hissinde olsak ta bir ağırlık var üzerimiz de.

Vardığımız keramet köyünün yola yakın alt kısmında doğal yer altından kaynayan ılık bir su çıkışından oluşan gölet bulunuyor muş orada kalan molamızı devam ettirmek için hareket ediyoruz. dar girintili çıkıntılı zemin taşları üzerinde köyün yollarında 1 km yürüyüş sonrası ılıca suyuna varıyoruz. Giriş ücretli 6tl veriyor içeri giriyoruz.

Keramet Ilıcası, yılın her günü, her ayı veya her mevsiminde gidilebilecek tam bir doğa harikası diyebiliriz. Kaplıcanın suyu her daim 34 derece olması her mevsim gidilebilme imkanı veriyormuş. Ayrıca suyun derinliğinin 1,5 ve 2 metre arasında. kaplıca dendiğinde zaten aklımıza ilk gelen şey deri ve zührevi hastalıklara iyi gelmesi. Burası da aynı özelliğe sahip. Keramet kaplıcası için özellikle romatizmaya iyi geldiği düşünülmekte. Keramet kaplıcası hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çekmekte. Doğal bir havuz durumunda olan Keramet Kaplıcası, insanlar için o kadar rahatlatıcı ki sadece dinlenmek için bile buraya gidebilirsiniz.

Yürüyüş sonrası duş alma etkisi yapıyor insana müthiş rahatlatıyor. Bu büyük bir ödül oldu bizim için gün sonu için mükemmel bir hediye oldu. Bekleyen minibüsümüze binip dönüşe geçiyoruz. Dönüş yolunda gördüğümüz güzellikler üzerine konuşmalar ve günün tatlı yorgunluğu..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve bursalihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.